Pazar , 19 Kasım 2017
BDS: Özgürlük ve Adalet için Küresel Bir Hareket – Ömer Barguti

BDS: Özgürlük ve Adalet için Küresel Bir Hareket – Ömer Barguti

5 Mayıs 2010

El-Şebeke (Filistin Siyaset Ağı) Siyasi Bülteni

Özet

Son aylarda medyanın dikkati, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşimlerinin genişlemesine karşılık olarak mayalanmakta olan bir üçüncü Filistin intifadasına odaklanırken, El-Şebeke siyaset danışmanı Ömer Barguti, İşgal Altındaki Filistin Toprakları’ndan kaynaklanan çok daha yaygın bir şiddetsiz taban hareketinin inşa edilmekte ve dünya genelinde yayılmakta olduğunu savunuyor. Barguti, Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketinin oluşumunu ve evrimini, hareketin hak temelli yaklaşımı (çözüm temelli yaklaşıma karşıt olarak), kolektif liderliği, vicdan sahibi İsraillilere çağrısı ve konuya özel stratejiler geliştirmesiyle birlikte değerlendiriyor.

BDS’nin Tetikleyicisi

Filistin Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) kampanyasının potansiyelini Filistinlilerin haklarının yalnızca dostları değil düşmanları da anlıyor. Mayıs 2009′da AIPAC’ın (ABD’deki en önemli Siyonist lobi gruplarından biri – Ç.N.) politika konferansında, İcra Direktörü Howard Kohr, BDS’nin Amerikan ana akımına ulaşarak İsrail’den vazgeçilmesine zemin oluşturmakta olduğu uyarısında bulundu.[1]

Kohr, “Bu kampanya, İsrail’in dostlarından gördüğü muameleyi, bu devletin desteğimizi değil hor görmemizi, korumamızı değil temel tabiatını değiştirmesi için baskı uygulamamızı hak eden bir devlet yerine koyulacağı şekilde dönüştürecek bir politika değişikliğine yönelik bilinçli bir kampanyadır” diye ekledi.

BDS gerçekten de İsrail’in “temel tabiat”ına karşı çıkıyor. Filistin sivil toplumunun Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe karşı yaklaşık bir asırlık bir sivil direnişten kaynaklanan İsrail’e karşı BDS Kampanyası, 9 Temmuz 2005′te başlatıldı[2] ve İsrail’in Filistin’in yerli halkına uyguladığı işgal, mülksüzleştirme ve apartheid’a karşı direnişin nitelikçe yeni evresini getirdi.[3]

Filistinli liderliğinin yön verdiği Filistin BDS Çağrısı üzerine gelişen küresel kampanya, son birkaç yıldır Batılı ana akım içinde kendine önemli bir yer açtı. Küresel BDS kampanyası, Filistin sorununun ele alınışında yeni, hak temelli bir söylem ortaya koyuyor. Bu yolla, Filistin halkının çoğunluğuna karşı dikkatle planlanıp sistemli biçimde uygulanan zorla yerinden etme ve mülksüzleştirme kampanyası yoluyla kurulduğu 1948 Nakba’sından beri İsrail’in Birleşik Devletler’den ve Batı’nın büyük bölümünden gördüğü muamelede değişen derecelerde mevcut olan çifte standart ve istisnailiği tartışmaya yer bırakmayacak şekilde teşhir ediyor.[4] Batılı resmi güçleri arasındaki gizli anlaşma, Filistinliler İsrail’in 2002 yılında işgal altındaki Batı Şeria şehirleri ve mülteci kamplarına şiddet kullanarak egemen olmasının sarsıntısını henüz atlatamamışken Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in sömürgeci Duvarının ve yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit eden 9 Temmuz 2004 günlü tarihi tavsiye kararının Batılı devletler tarafından hep birlikte göz ardı edilmesiyle doruğa vardı. Bu faktör bir yıl sonraki BDS Çağrısı’nın doğrudan tetikleyicisi oldu.

Hak Temelli Yaklaşım

BDS Çağrısı, Filistin’in yerli halkının üç temel parçası ile örtüşen temel hakları belirler. Uluslararası hukuka ve evrensel insan hakları ilkelerine dayanarak Çağrı, İsrail

1. Haziran 1967′de işgal ettiği tüm Arap topraklarındaki işgal ve sömürgeleştirmeye son vererek ve Duvar’ı sökerek;

2. Arap-Filistinli vatandaşlarının tam eşitliği için temel haklarını kabul ederek;

3. 194 sayılı BM kararında şart koşulduğu üzere Filistinli mültecilerin evlerine ve mülklerine geri dönüş haklarına saygı duyarak, koruyarak ve teşvik ederek

uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirene kadar İsrail’e karşı çeşitli boykot biçimleri için çağrıda bulunur:

170′in üzerinde Filistinli örgüt, siyasi parti, sendika federasyonu ve kitle hareketi tarafından imzalanan BDS Çağrısı, Filistin halkının vazgeçilemez hakkı olan kendi kaderini tayin hakkını kullanması için asgari gereklerin ancak Çağrı’nın üç temel talebinin karşılanmasıyla yerine getirileceğini savunarak Filistin halkının ortak özlemini dile getiriyor.

BDS Çağrısı, Filistinlilerin haklarını İsrail’in tam kontrolü altında bir Bantustan elde edilmesine indirgeyen başarısız Filistin resmi politikasını aşma “zeminini oluşturmuştur”.

BDS Çağrısı, sözde liderliğin temel haklardan ardı arkası gelmeyen tavizlerine karşı bir Filistin halk tepkisini temsil ediyor. Demokratik temsil yetkisi olmayan ve debdebeli güç, dar ekonomik çıkarlar ve ayrıcalıklar peşinden koşan Filistinli resmi yetkililer, ABD-İsrail tarafından tasarlanan ve yönetilen “barış süreci” yılları boyunca BM tarafından tanımlandığı şekliyle geri dönüş hakkından fiilen vazgeçtiler; İsrail’in Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’nın kilit parçalarını işgalini ve sömürgeleştirmesini kabullendiler; İsrail vatandaşı olan 1948 Filistinlilerini özgün Filistin halkı tanımından çıkardılar, böylelikle İsrail apartheid’ını dolaylı olarak meşrulaştırdılar; “her iki tarafın iddiaları” arasında simetri olduğunu kabul ederek ahlaki üstünlük konumunu terk ettiler ve İsrail’in Filistin halkı ile sömürgeci anlaşmazlığını, sadece bazı ihtilaflı topraklar üzerine bir anlaşmazlık gibi tanımlayan halkla ilişkiler kampanyası ile uyum içinde hareket ettiler.

Herhangi bir siyasi formül reçetesinden uzak duran BDS Çağrısı bunun yerine, her adil ve yasal çözümün yukarıdaki üç temel, indirgenemez hakkı içermesi zorunluluğunda ısrar ediyor. Artan bölünme karşısında her yerdeki Filistinlileri birleştirmekle kalmayıp, başka birçok hareketle birlikte Güney Afrika’daki apartheid karşıtı hareket ve Birleşik Devletler’deki yurttaş hakları hareketi tarafından benimsenen evrensel özgürlük, adalet ve eşit haklar ilkelerini anımsatarak uluslararası sivil topluma sesleniyor.

Bu şekilde BDS hareketi, İsrail’i ve onun iyi finanse edilen lobi gruplarını, Filistinlilerin kendi kaderini tayin, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin ahlaki açıklığının İsrail’in askeri gücünü ve mali hünerini dengelediği – hatta ona baskın geldiği – bir savaş alanına sürükledi.

Filistinlilerin Kolektif Önderliği ve Başvuru Odağı

2008 yılında Filistin BDS Ulusal Komitesi’nin (BNC) kurulması, küresel BDS hareketi için birleşik bir Filistin referansı ve yol gösterici gücü yarattı. BNC, Filistin halkının üç ayrılmaz parçasını – Filistinli mülteciler, işgal altındaki Batı Şeria (Kudüs dahil) ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler ve İsrail’in Filistinli vatandaşları – temsil eden önde gelen Filistinli siyasi partilerin, sendikaların, koalisyonların ve ağların geniş bir koalisyonudur.[5]

BDS Çağrısı’nın genellikle gözden kaçan önemli bir bileşeni, sömürgecilik karşıtı, ırkçılık karşıtı – yani anti Siyonist – İsraillilerin İsrail’in cezadan muaf olmasına ve apartheid’a son vermede oynayabileceği ve oynaması gereken önemli rolü görerek vicdan sahibi İsraillilere Çağrıyı desteklemeleri için yapılan açık davettir.

Hızla büyüyen BDS destekçisi bir ilkeli Yahudi – İsrailli grubu, bu Filistin referansını tamamen kabul ediyor.[6] Diğer taraftan, bazı Siyonist “sol” sesler, [BDS] hareket[i] Batılı ana akımda somut etkilere sahip olmaya başlayınca son zamanlarda kendi “BDS” versiyonlarını sunuyorlar. Çeşitli durumlarda bu sesler, kendilerini bir alternatif, İsrail merkezli referans olarak yansıtmak için Filistin BDS Çağrısı’nı ve küresel hareket için referans olarak liderliğini göz ardı ediyorlar ya da baltalıyorlar. Bunların nihai hedefleri açık: kaybettiklerini, dayanaksız vekâletlerini, kendi kendilerine tanıdıkları Filistinliler adına konuşma haklarını kurtarmak; Filistinlilerin haklarını “tüm haklar” paradigmasından vazgeçerek “işgalin sona ermesi” ile kısıtlayarak İsrail’in apartheid sistemine ve mültecilerin hakkını inkâr etmesine her karşı çıkışın önüne geçmek; dayanışma girişimlerini onların seçici ve ideolojik güdülü gündemlerine sığacak şekilde sınırlamak.

Güney Afrika apartheid’ına karşı mücadelede olduğu gibi, hakiki dayanışma hareketleri, pasif objeler değil istekleri ve hakları kadar bunları gerçekleştirecek stratejilerini de ortaya koyan aktif, rasyonel özneler olan mazlumların öncülüğünü tanıyorlar ve izliyorlar.[7]

Ahlaki Tutarlılık ve Bağlama Özgü Stratejiler

BDS Çağrısı, özellikle 2001 yılında Durban şehrindeki Irkçılığa Karşı BM Konferansından beri İsrail’in boykot edilmesini ve/veya yatırımların geri çekilmesini amaçlayan birçok Filistinli ve uluslararası girişimin oluşturduğu zeminde yükselmektedir. Küresel BDS hareketinin ağır basan ilkeleri ahlaki tutarlılık ve evrensel insan haklarına bağlılıktır. İşlevsel olaraksa BDS, üç temel prensibe dayanır: bağlama duyarlılık, kademelilik ve sürdürülebilirlik. Hareket her ülkedeki vicdanlı akademisyenler, entelektüeller, insan hakları aktivistleri ve sivil toplum örgütlerinin, kendi özel şartları altında, kendi siyasi gerçekleri, kısıtları ve potansiyelleri dikkate alınarak BDS’nin en etkin biçimde nasıl uygulanacağını en iyi kendilerinin bildiğini kabul eder.

Kasım 2008′de BDS’yi destekleyen Filistinli, Avrupalı ve İsrailli onlarca ilerici örgütün katılımıyla Bask Ülkesi’nin (İspanya) Bilbao şehrinde yapılan bir sivil toplum forumunda çeşitli BDS önerileri kabul edildi.[8] BDS hareketinin 2005 yılında başlamasından beri yaşanan kolektif deneyimi yansıtan aşağıdaki kampanya öncelikleri bu önerilerden bazılarını içermektedir:

1. İsrail, uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirene kadar tüm İsrail mallarına ve hizmetlerine genel bir boykotun teşvik edilmesi,[9]

2. İsrail’in işgal ve apartheid rejimini sürdürmesinde suç ortaklığı yapan tüm İsrailli akademik, kültürel ve turizm kurumlarının boykot edilmesinin teşviki.[10] Bu, akademisyenler, sanatçılar ve kültür emekçilerinin, bu kurumların adaletsizlik ve sömürgeci baskının sürmesinde oynadıkları rol hakkında bilinçlendirilmesini gerektirir.

3. Sendikaların, inanç temelli kuruluşların, yerel meclislerin, ulusal emekli sandıklarının ve başka kuruluşların İsrail hisse senetlerine ve İsrail’in uluslararası hukuku ve Filistinlilerin haklarını ihlalinden kâr sağlayan ya da herhangi bir biçimde bu ihlallere suç ortağı olan tüm şirket, banka ve diğer finans kurumlarının hisse senetlerine yaptıkları yatırımlardan vazgeçerek etik yatırım ilkelerini hayata geçirmeleri. Önde gelen Filistinli Hıristiyan isimler geçenlerde “A Moment of Truth” (“Bir Hakikat Anı”) başlıklı bir çağrı yayımladı. Kairos Palestine (Filistin’in Hakikat Anı) adlı grup tarafından yayımlanan belgede bütün dünyadaki kiliselere “hakikate dair bir söz söyleme, hakikate ait bir tavır takınma” ve “bir adalet, barış ve güvenlik aracı olarak” BDS’yi açıkça kullanma çağrısında bulunuluyor.[11]

4. Uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerine bulaşan ister İsrailli ister uluslararası şirketlerden yatırımların çekilmesi ve/veya bu şirketlerin ürünlerine gerçekçi bir boykot uygulanmasını teşvik etmek – örneğin Elbit Systems, BAE, Veolia, Alstom, Eden Springs, Agrexco-Carmel, Ahava, Lev Leviev Diamonds, Motorola, Caterpillar, vb.

5. Kutsal Topraklara yolculuklarda Filistin otelleri, lokantaları, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin vb. yarar sağlayacağı, İsrail’in, İsrail havayolu şirketini ve apartheidkurumlarının hac yolculuklarından sağladığı yüksek kârlardan yoksun bırakılacağı şekilde etik hac yolculuğunun desteklenmesi.

6. Yahudi Ulusal Fonu’nun (JNF) dışlanması ve şu anda birçok Batı ülkesinde yararlandığı vergiden muaf, hayır kurumu statüsünü engellemek için kamuoyu baskısı uygulamak

7. Özellikle insan hakları alanında “ağır ahlaki kusur”u olan şirketlerin kamu sözleşmelerinden dışlanmasını gerektiren ulusal ve uluslararası yasaları uygulamaları için yerel meclisler ve bölgesel hükümetler nezdinde lobi yapmak.

8. Uluslararası Af Örgütü’nün “çatışmanın” tüm taraflarına hemen bir silah ambargosu uygulanması çağrısına kulak vermeleri için kamu yetkilileri ve siyasi partilere etkin bir baskı uygulamak;[12]

9. Uluslararası hukuk ve Filistinlilerin haklarının ihlallerinden dolayı İsrail ile tüm serbest ticaret ve diğer imtiyazlı ticaret anlaşmalarının hemen askıya alınmasını istemek[13]

10. İsrail’in işlediği savaş suçlarından ve insanlığa karşı suçlardan dolayı hesap vermesi için BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen ve BM Genel Kurulu tarafından ve hemen hemen tüm önemli uluslararası insan hakları örgütleri tarafından desteklenen Goldstone Raporu’ndaki tavsiyelerin hiç koşulsuz hemen uygulanması için baskı uygulamak.

Küresel BDS kampanyası İsrail’in uyguladığı baskıya cephe açarken İsrail’e benzer suçlar işleyen, benzer uluslararası hukuk ihlalleri gerçekleştiren başka herhangi bir devletten daha yüksek ya da daha aşağı standartlarla davranılmasını istemiyor. İsrail ille de dünyanın en utanç verici suçlusu olmasa bile, suçlarına devam ederken sürekli Batı “demokrasileri” kulübünün fahri üyesi işlemi gören tek suçludur. Bu şikeyi gizleyecek bir sis perdesi olarak sinik –ve yersiz- biçimde Holokost’a başvurulmaktadır. Bugün yararlandığı adeta benzersiz ayrı tutulma ve dokunulmazlık İsrail’in uluslararası hukuka metelik vermeksizin ya da ihlal etmenin cezai karşılıklarını umursamaksızın Filistin’in yerli halkına yönelik apartheid, etnik temizlik ve ağır çekim soykırım gündemini sürdürmesine olanak sağlıyor. Geçenlerde bazı ilerici Yahudi aydınlarının belirttiği gibi “Bir Daha Asla!” daima “Bir Daha Asla Hiç Kimseye” diye anlaşılmalıdır.[14]

Batı devletlerinin İsrail’in sömürgeci ve ırkçı tahakkümünün muazzam diplomatik, ekonomik, akademik, kültürel ve siyasi destekle –hep Batılı yurttaşlar adına ve Batılı yurttaşların ödediği vergileri kullanarak- ayakta tutulmasındaki kıyas kabul etmez suç ortaklıkları nedeniyle, İsrail’den uluslararası hukuk önünde hesap sorulması açısından Batı sivil toplumu benzersiz bir sorumluluk taşıyor. Derin suç ortaklığı, yoğun ahlakisorumluluk getiriyor. Ayrıca kısmen Filistin Yönetimi de dahil olmak üzere çeşitli Arap rejimleri de İsrail-ABD gündeminin bölgede hayata geçirilmesine iştirak etmekle birlikte, İsrail’in üç katmanlı zulüm sisteminin sürdürülmesindeki etkileri Batılı devletlere oranla hayli önemsiz kalıyor.[15]

Suç ortaklığı ve ahlaki yükümlülük bir yana, BDS kampanyasını destekleme ve yaygınlaştırma sorumluluğu aynı zamanda çıkar ortaklığından kaynaklanıyor. ABD ve diğer Batı devletleri her yıl milyarlarca dolar harcayarak İsrail’in sonu gelmez savaşlarını veapartheid sistemini finanse ederken Batı’da milyonlarca çocuk düşük standartlı evlerde, yetersiz ya da hiç olmayan sağlık sistemiyle, kötü eğitimle ve yetişkin olduklarında demokratik siyasi sürece etkin olarak katılmalarını fiilen engelleyen bir sistemle karşı karşıya kalıyor. ABD ve AB’nin önceliklerinin ilerici biçimde değiştirilerek bu devletlerin büyük maddi ve insan kaynaklarının uluslararası alanda savaşlara ve emperyal hegemonyaya değil, evrensel sağlık sistemi, insana yakışır barınma koşulları, eleştirel ve bağlama uygun öğrenmeye yönelik bir eğitim, onurlu iş olanakları ve çevreye verilen ölümcül zararın giderilmesine yatırılması hem başlı başına Batı halkları için iyi olur, hem de bütün dünya için -Irak, Afganistan, Pakistan, Latin Amerika, Afrika ve kesinlikle Filistin için- çok büyük bir şeydir.

Küresel BDS hareketi, Filistinlilerin insan hakları için ilerici, ırkçılık karşıtı, süreklilik içeren, ahlaki ve etkin bir sivil, şiddetsiz direniş biçimi sunuyor. Bu direniş biçimi aynı zamanda hızla tüm insanların özgürlük, eşitlik ve onurlu yaşam haklarını olumlayarak orman yasasına son verme ve onun yerine hukukun üstünlüğünü yükseltme yeteneğine sahip bir uluslararası hareketin güçlenip canlanması için kilit önem taşıyan siyasi katalizörler ve ahlaki tutamaklardan birine dönüşüyor.

Doğrusu, BDS Filistin halk direnişinin gelmiş geçmiş en güçlü biçimi olduğunu gösterebilir.

[3] İsrail’in apartheid ve sömürgeci sisteminin derinlemesine bir analizi için BDS Ulusal Komitesi (BNC) tarafından yayınlanan “Apartheid’a, Sömürgeciliğe ve İşgale Karşı Birleştik” başlıklı stratejik tutum belgesine bakınız. Ekim 2008:http://bdsmovement.net/files/English-BNC_Position_Paper-Durban_Review.pd…

[4] Filistinlilerin sistematik zorla yerinden edilmeleri hakkında daha fazla bilgi için bkz: Ilan Pappe, The Ethnic Cleansing of Palestine (Filistin’de Etnik Temizlik), Oneworld (Oxford: 2007).

[5] BNC üyeleri arasında Filistin Ulusal ve İslami Güçler Konseyi, Filistinli İşçiler Genel Birliği, Filistin Genel İşçi Sendikaları Federasyonu (PGFTU), Filistin NGO Ağı (PNGO), Filistin NGO Ulusal Konseyi, Bağımsız Sendikalar Federasyonu, Küresel Filistin Geri Dönüş Hakkı Koalisyonu, İşgal Altındaki Filistin ve Suriye Golan Tepeleri Girişimi, Filistinli Kadınlar Genel Birliği, Filistinli Çiftçiler Birliği, Filistin Anti-Apartheid Duvar Kampanyası (Stop The Wall – STW), Halk Direnişi Ulusal Komitesi, Filistin İsrail’e Akademik ve Kültürel Boykot Kampanyası (PACBI), Nakba’yı Anma Ulusal Komitesi, Kudüs’teki Filistinlilerin Haklarını Savunmak için Sivil Koalisyon (CCDPRJ), Kudüs İçin Koalisyon, Filistin Hayır Dernekleri Birliği, Filistin Ekonomik Gözlem, Filistin Mülteci Kampları Gençlik Faaliyet Merkezleri Birliği yer alıyor.

[7] Gazze Özgürlük Yürüyüşü’nün parçası olarak Mısır’ı protesto eden 40′tan fazla ülkeden dayanışma gruplarının temsilcileri tarafından hazırlanan ve desteklenen Kahire Deklarasyonu, ilkeli dayanışmanın seçkin bir örneğidir: http://cairodeclaration.org/

[9] Boykotu stratejik olarak “yerleşim ürünleri” ile kısıtlayanlara karşı argümanlar için bkz: http://electronicintifada.net/v2/article9948.shtml

[10] Akademik boykot hakkında daha fazla bilgi için bkz: www.PACBI.org. Ayrıca Alternatif Bilgi Merkezi tarafından basılan yeni bir çalışma, İsrail akademisinin İsrail’in Filistin halkına zulmündeki suç ortaklığının çeşitli yönlerini belgeliyor:http://alternativenews.org/publications/econoccupation/2223-the-economy-…

[12] Af Örgütü’nün işgal gücüyle işgal altındaki halk ve halkın direniş hareketi arasında kurduğu ahlak ve hukuk açısından kusurlu denkliğe getirilebilecek geçerli eleştirilerden bağımsız olarak bu çağrı her şeye rağmen İsrail’le silah ticaretinin ve herhangi bir ülkenin limanlarından ya da hava sahası üzerinden İsrail’e silah sevkiyatının yasaklanmasını içeriyor.

[13] AB-İsrail Ortaklık Anlaşması ve MERCOSUR – İsrail Serbest Ticaret Anlaşması yüksek öncelikli hedeflerdir.

[14] Bu konuda örn. bkz. Naomi Klein’ın geçen yıl Ramallah’ta verdiği bir konferansta söylediği ve Haaretz’te yayımlanan sözleri: Yotam Feldman, Naomi Klein, “Oppose the State Not the People”, Haaretz, 2 Temmuz 2009:http://www.haaretz.com/hasen/spages/1097058.html

[15] Filistin Yönetimi varlığıyla, İsrail iddialarının meşrulaştırılması ve İsrail’in uluslararası hukuk ihlalleri ve savaş suçlarının aklanması için olmazsa olmaz bir rol oynuyor. Filistin Yönetimi’nin tedricen sönümlendirilmesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başlıca ulusal ve İslami siyasi partileri kapsayarak bütün Filistin halkının tek temsilcisi olarak yeniden kurulmak üzere aşağıdan yukarıya, demokratik olarak yeniden yapılandırılması, İsrail’i en değerli varlığından yoksun bırakacak ve Filistin halkına karşı işleyen baskı rejiminin yıkılmasına yardımcı olacaktır.

 

Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi tarafından çevrilmiştir.