Perşembe , 23 Kasım 2017
Çeviri: Hind Nafia’nın Mücadelesi ve Umutları – Nadine Marroushi
Hind Nafia, askerler tarafından Tahrir Meydanı'nda dövülerek gözaltına alınıyor, 17 Aralık 2011

Çeviri: Hind Nafia’nın Mücadelesi ve Umutları – Nadine Marroushi

Nadine Marroushi

9 Şubat 2015

Üç seneyi aşkın bir süredir genç Mısırlı devrimci kadın Hind Nafia ülkesinin gördüğü hükümetlere, kendi kırsal toplumuna ve ailesine karşı başkaldırıyor ve mücadele veriyor. Bu mücadelesinden ötürü askerlerce dövüldü, işkenceye uğradı, ailesi tarafından evinde tutsak edildi ve toplumu tarafından utanç verici kadın olarak damgalandı. Geçen hafta da, verdiği acımasız kararlarla tanınan Mısırlı hâkim tarafından müebbet hapse çarptırıldı. Renkli başörtülü kadın tüm bunlara rağmen hâlâ mücadelesine devam etmekte kararlı.

hind_nafia_3

4 Şubat’taki davasında verilen ve çokça eleştirilen karar sonrasında Facebook duvarına şöyle yazmıştı: “Size bir şey söylemek istiyorum; şimdiye kadar her ne yapmış olursak olalım, devrim için henüz hiçbir şey yapmış sayılmayız… Bu ülke için canını vermiş birçok şehit var! Bu da bana meslektaşım Mahinur’un (el-Masri) söylediklerini hatırlatıyor: ‘Hapishaneleri sevmiyoruz ama onlardan korkmuyoruz da’.’’ Ve duvar yazısını bir gülen yüz ile bitiriyor. Bu onun 3 yıldan öncesine uzanan ağır sınavının başından beri gösterdiği neşeli ve cesaretli karşı koyuş.

Hind’in hikâyesi benzersiz değil. Sadece onun davasında, tanınmış eylemci Ahmed Duma’nın da aralarında bulunduğu 229 kişi daha, 2011 senesinde bir yönetim binası önünde askeri rejimin sona erdirilmesi için katıldıkları gösteri nedeniyle müebbet hapse mahkûm edildi. Bundan iki gün önceyse 183 kişi yine ölüm cezasına çarptırılmıştı.

Mısır’da binlerce insan 2011 devrimi öncesi ve sonrasında tutuklandı ve işkence gördü. 25 Ocak 2011’de 30 yılı aşkın süredir ülkeyi idare eden diktatör Hüsnü Mubarek’in acımasız rejiminin son bulması talebiyle milyonların sokağa dökülmesinden itibaren gene binlerce insan öldürüldü. Bu şiddet sarmalı, seçilmiş başkan Muhammed Mursi’nin Temmuz 2013’te halk desteği de alan bir askeri darbe ile devrilip yerine şimdiki rejimin başkanı eski komutanlardan Abdulfettah es-Sisi’nin gelmesi ile daha da kötüleşti.

Ama ben yine de hâlâ insanların kişisel hikâyelerini dinlemek gerektiğini düşünüyorum. Böylece onların hem birey olarak hem de toplum içinde verdikleri mücadele ile ilgili daha çok şey öğrenebiliyoruz. Hele bu mücadeleyi veren bir kadınsa. Kadınlar genellikle tüm bu zorluklara ilaveten toplumda kendilerine reva görülen rol nedeniyle ek bir ağırlığı daha taşımak zorunda kalıyor,  hele de bu kadın tutuculuğun ve geleneklerin kente kıyasla çok daha baskın olduğu kırsal bölgeden geliyorsa. Verilen mücadeleyi anlamaya yaklaştıkça bir çıkış yolu da bulacağımızı umuyoruz. İşte Hind’in hikâyesi:

Hind 16 Aralık 2011 Cuma günü sabah erkenden Kahire şehir merkezinde hükümet binası önünde barışçıl biçimde toplanmış eylemcileri görmeye gitti. Hind ülkeyi idare eden askeri konseyin yönetimi sivil bir hükümete devretmesi için göstericilerin 3 hafta önce oturma eylemine başlamalarından beri onları her gün ailesinden habersiz ziyaret ediyordu.

Hind Nafia

Hind Nafia

O sabah, Abudi isminde genç bir adamın kanlar içinde askerler tarafından tutuklanıp dövülmesiyle diğer göstericilerin öfkelenmesinden sonra protestolar şiddetlendi. Birbirine taş fırlatan göstericiler ve askerler arasında çatışma başladı. Görüntü kayıtları o sabah parlamento binası üzerinden göstericileri taşlayan askerleri gösteriyor. Göstericilere eşya da fırlatıyorlardı. Peşi sıra gelen çatışmada 200 yıllık nadir el yazması eserleri barındıran Mısır Enstitüsü’nün içi yanarak neredeyse kömürleşmiş bir enkaz haline geldi.

Hind, eylemcilerle askerler arasındaki arbedeye yakalandıktan sonra o gün tutuklanan ilk kadın olduğunu söyledi. Askerler başörtüsünü çıkardılar, başına ve vücuduna sopalarla vurdular, Kahire şehir merkezinde saçlarından tutup sürüklediler ve giysilerini parçaladılar. Söylediğine göre daha sonra hükümet binasındaki, o gün tutuklanan diğer kadın eylemcilerle birlikte “‘işkence odası” olarak tarif ettikleri, bir odaya götürüldü. Orada devamlı surette elektrik işkencesine ve dayağa maruz kaldılar.

Tahrir gazetesi

Tahrir gazetesi

Ertesi gün, Batı medyasında “mavi sutyenli kız”, Mısır medyasında ise “Set el-Benat” (mealen ”kadınların kadını” diye karşılanabilir) olarak nitelenen Hind’in Kahire’nin Tahrir meydanında giysileri mavi sutyenini açığa çıkartacak şekilde parçalanmış halde askerler tarafından sürüklenip postallarıyla tekmelenirken çekilmiş fotoğrafı ortaya çıktı. Bu fotoğraf New York Times’ın ve Mısır’ın et-Tahrir gazetesinin birinci sayfası oldu. Tahrir’in o günkü manşeti sadece bir kelimeydi: ordunun eylemcilere saldırmadıkları iddiasına atıfla “‘Yalancılar”.

Hind’e göre o zaman için ordunun stratejisi, mümkünse erkekten çok kadın tutuklamaktı. Ekim 2012’de televizyon sunucusu Rîm Macid’e yaptığı açıklamada bu stratejiyi şöyle açıklıyordu: “Toplumu kadınları kullanarak parçalamak istediler.” Kadının yerinin sokak eylemleri değil evi, ailesi olduğu gibi, Mısır toplumunun kadınlara zaten tutucu olan bakışından yararlanmak istemeleriydi mesele. Yetkililer sosyal eğilimin eylemci kadınları desteklemekten çok ayıplamak ve suçlamak yönünde olacağını biliyordu. “Başarılı da oldular” diyor Hind, ve ekliyor: “Toplumun tepkisi şuydu: ‘Peki ama onun da Tahrir’de ne işi vardı’.’

Hind, sonunda eve dönebildiğinde de ailesi tarafından kötü sözler ve şiddetle karşılandığını söylüyor. Ona utanç kaynağı, ailenin yüz karası diyorlardı. O dönemde ülkenin başında olan adamı, onu hastanede ziyarete gelen Mareşal Hüseyin Tantavi’yi selamlamayı reddederek kafa tutabildiği için Hind ile gurur duyacak yerde ailesi onu eve hapsederek cep telefonuna ve internete erişimini engelledi. Ama o vazgeçmedi.

Devrimin yıldönümü olan 25 Ocak 2012 yaklaşıyordu ve Hind ev hapsi nedeniyle boğulduğunu hissediyordu. Bu nedenle açlık grevine girdi.

‘Kendimi kendi evimde bir devrim yapabileceğim konusunda ikna ettim’ şeklinde konuşmuştu.

Baştan aşağı beyaz kâğıtlarla kapladığı odasının duvarlarına taleplerini yazdı: “Hind ablukaya son verilmesini istiyor”, “Ben utanç kaynağı değilim ve utanmıyorum, ben bir devrimciyim”, “Amaçlarımdan, düşüncelerimden ve duruşumdan geri adım atmam”, “Gerekirse hücrelerimizin içinde mücadeleye devam edeceğiz”… Bayılıp fenalaştıktan sonra nihayet ailesi geri adım attı.

Sonraki üç yılı hızla ileri sardığımızda Hind için hiçbir şeyin iyiye gitmediği görülüyor. Cezasının kesinleştiği bu hafta Facebook sayfasına şöyle yazdı: “Aileme ne cevap vereceğimi bilmiyorum. Bu müebbet hapis cezasından sonra onlara ne diyeceğimi bilmiyorum. Şimdi onlarla yeni bir mücadeleye gireceğim ve her şeyin daha sessiz bir hal aldığına inanamıyorum.” Bu yazıyı hüzünlü bir gülücük takip ediyor.

Hind’in hedef seçilişi hem herkesinkinden farklı hem de değil. Daha önce de söylendiği gibi devrim sürecinde binlerce insan tutuklandı, dövüldü işkence gördü ve öldürüldü. O da onlardan biri. Ama aynı zamanda yetkililerin Hind’in adalet rüyasından korkmaları için de sebep var.

2012’de televizyon sunucusu Rîm Macid’e kendisi gibi devrim sürecinin başından itibaren işkence görmüş olan bir grup insandan oluşan “İşkencesiz Ülke” isimli bir kampanyanın parçası olduğunu açıkladı.

Hind cesaretle şunları söyledi: “devrimin başından bugüne değin hapishanelerin içinde ve dışında devrimcilere işkence etmiş bütün insanların resimlerini, yetkililerin isimlerini topluyoruz. Evlerinin önünde insan zincirleri oluşturacağız. Haklarında toplu hukuki şikâyette bulunacağız.”

Hind’in rüyasının bir parçası işkenceci katillerden hesap sorulması. Mısır’da bu şimdiye kadar gerçekleşmedi. Ülkeyi 30 yıl boyunca yöneten ve 800 kişiden fazla insanın öldüğü 18 günlük başkaldırıda başkomutan olan Hüsnü Mübarek’in kendisine karşı yapılan gösterilerde eylemcileri öldürme emri verdiği için aldığı müebbet hapis cezası 2013’te geri alındı. Hind ateşle sınanırken ülkeyi yöneten ve ordunun başında olan Tantavi’ye ülkeden güvenli çıkış hakkı tanındı ve dahası ‘ulusa paha biçilmez hizmetlerinden’ dolayı ülkenin en yüksek onur ödülü olan Nil Nişanı verildi. Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre 2013 Ağustos ayında 1.000 eylemcinin öldürülmesinden hiçbir yetkili sorumlu tutulmadı. Bu ayrımcı bir adalet ve kesinlikle Hind’in talep ettiği türden bir adalet değil.

Hind’in davasının ve el-Cezire dahil birkaç çok iyi bilinen davanın daha hakimi olan Naci Şehata’nın bu kadar acımasız kararlar almasına şaşmamalı. Açık bir Sisi taraftarı olarak korkması için bir sebep var: hüküm süren hesabı verilemeyecek düzendeki payı!

Mısır’da 2011’de sokakları “ekmek, özgürlük ve sosyal adalet” sloganıyla doldurmuş olanların ve hâlâ bu ilkeler uğruna mücadeleye devam edenlerin çoğu şimdi kendini demir parmaklıklar ardında bulurken eski düzenden geriye kalanlar ya serbest dolaşıyorlar ya da tekrar iktidara geldiler. Devrimcilerin hâlâ gidecek çok uzun bir yolu var, özellikle de kadınların. Ancak Hind’in neşeli ve cesur ruhuna sahip oldukları sürece umut hâlâ var demektir.

 hind_nafia_5

Nadine Marroushi Britanyalı – Filistinli bir gazeteci. Bloomberg’de ve el-Masri el-Yevm’in (Egypt Independent olarak da bilinen) İngilizce baskısında çalışmasının yanı sıra serbest gazeteci olarak BAE’de yayımlanan The National gazetesinde ve London Review of Books blogunda yazıyor. Yazıları ayrıca Financial Times’ta ve başka uluslararası yayınlarda yer alıyor.

Kaynak: Middle East Eye

Link: http://www.middleeasteye.net/columns/struggles-and-hopes-hind-nafia-1025966697

Çeviri: İntifada Yayınları

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>