Perşembe , 23 Kasım 2017
Filistin İntifadası: Altı Ay, Altı Gözlem – Dr. Alaa Tartir

Filistin İntifadası: Altı Ay, Altı Gözlem – Dr. Alaa Tartir

Ekim 2015’ten beri Filistin/İsrail’de süregiden mücadele ve şiddet sarmalından devşirilebilecek hayati önemdeki gözlemler nelerdir? Bu dönemden altı temel sonuç çıkartılabilir.

Öncelikle, geçtiğimiz son birkaç ay politik yelpazede durdukları yer fark etmeksizin tüm Filistinli siyasal partilerin ne denli zayıf ve gayrimeşru olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu “tarihsel” partiler, çeşitli baskı odaklarına karşı bir öfke dalgası içinde ayaklanan Filistin gençliğinin ihtiyaç duyduğu kurumsal temsili ve siyasal desteği sağlayamadılar.

Kitleleri seferber etmekte, gençliği oldukça ihtiyaç duyduğu siyasal eğitim ve gelecek umuduyla donatmakta ve Filistin Ulusal Yönetimi’nin (FUY) güvenlik aygıtlarına ve politik kararlarına meydan okumakta başarısız oldular. Hatta bazı partiler siyasal ve sivil haklar için ulusal mücadeleyi devam ettirmekte isteksiz, daha ziyade süregiden askeri işgalin statükosunu sürdürmeye hevesli bir görüntü içindeydi.

Bu çeşitli başarısızlıklar yalnızca mevzubahis siyasal partilerin işlevsiz ve etkisiz olmalarına bağlı değildir; aynı zamanda, siyasal iradeden yoksun olmalarına ve liderliklerinin ve muhtemeldir ki siyasal programlarının Filistin halkı tarafından gayrimeşru ve önemsiz addedilmesine bağlıdır.

Geleneksel siyasal partilerin zafiyeti dışsal bir etken değildir, daha ziyade Filistin siyasal yapıları, programı ve yönetim tarzı içinde vuku bulmuş içsel dönüşümlerin bir neticesidir. Hususi olarak, bu dönüşümler 2007’nin ardından Filistin-içi bölünmenin akıbeti ve işgal edilmiş Batı Şeria’daki devlet inşası projesinin ve kuşatma ve işgal altındaki Gazze Şeridi’nde iktidarın pekiştirilmesinin bir neticesi olarak vuku bulmuştur.

İkinci olarak, güvenlik meseleleri ölçüsünde, son altı ay Filistin Ulusal Yönetimi’nin İsrail işgalinin bir taşeronu olarak oynadığı sorunlu rolü bir kez daha gözler önüne sermiştir. FKÖ liderliğinin (başkanının değil) İsrail ile güvenlik işbirliğinin askıya alındığına dair coşkulu belagatine karşın, bu bir efsane olarak kalmakta ve gerçekte, tıpkı FUY güvenlik müessesesi tarafından gururla göklere çıkarıldığı gibi, son altı ay içinde yoğunlaşmış bulunmaktadır.

FUY ve onun güvenlik güçlerinin tepkileri, mevcut öfke dalgasının kolektif eylemler anlamında şiddetini kaybetmesinin ve daha çok bireysel eylemlere yönelmesinin baş sebeplerinden biridir. Tanımı ve tasarımı itibariyle karşı-devrimci/kurtuluş karşıtı bir yapı olan Filistin Ulusal Yönetimi, siyasi ve insani haklarının gerçeklik kazanması için son altı aydır başkaldıran Filistin gençliğinin önüne bir başka engeller katmanı daha çıkarmıştır. FUY’un kemikleşmiş sorunlu rolü ayaklanma zamanlarında daha aşikâr hale gelmektedir zira böylesi zamanlar, onun “işgalciyi emniyete almaya” ilişkin temel vazifesini ifşa etmektedir.

Üçüncü olarak, yüzde 30-40 arasında salınan yüksek bir işsizlik düzeyiyle karşı karşıya olan Filistin gençliği hüsran içindedir, öfkelidir ve mütemadi başarısızlık döngülerine ve gelecek ufkunun noksanlığına karşı sabrı tükenmiştir. Bu hüsran, çaresizlik ve umutsuzluk hali, güvenlik odaklı pek çok gözlemci tarafından bölgenin istikrarına karşı bir tehdit ve IŞİD’in Filistin/İsrail topraklarına gelmesinin yolunu açacak bir radikalleşme kaynağı olarak görülmüştür. Güvenlik odaklı bu kanının geçersizliği, IŞİD için hiçbir alan yahut makbul karşılanacağı çevre olmadığını açıkça gösteren yakın zamandaki kamuoyu yoklamalarının sonuçlarına dikkat çekilerek kanıtlanabilir.

Mart 2016’da Jerusalem Media and Communication Centre tarafından yapılan bir yoklama, hem Batı Şeria hem Gazze’de IŞİD’e karşı sürekli bir olumsuz bakış olduğunu gösteriyordu. Yoklamaya katılanların yüzde 82’si IŞİD’e karşı olumsuz bir tutum takınıyordu ve çoğunluk IŞİD’in Filistin davasına zarar verdiğine inanıyordu. Mart 2016’nın sonlarında Palestinian Center for Policy and Survey Research tarafından yapılan anket, Filistinlilerin yüzde 88’nin IŞİD’i lanetlediğini ve onu hakiki İslam’ı temsil etmeyen radikal bir grup olarak gördüğünü gösteriyordu.

Dördüncüsü, halkın fedakârlıklarına karşın, Fetih ve Hamas önderlikleri sahici bir uzlaşı anlaşmasına varmayı halen reddetmektedir. Son birkaç aydır doğrudan eyleme geçmiş gençliğin eylemleri, Filistin-içi bölünmenin kemikleşmiş statüsünü sarsamamıştır. Bu durum, yerel dinamiklerden ziyade bölgesel ve uluslararası olanlara öncelik veren iki parti için statüko tanzimlerinin ne kadar rahatlık verici olduğunu göstermektedir.

Mevcut gençlik ayaklanmasının orta yerinde gerçekleşen yakın zamandaki Doha “uzlaşı/iktidar paylaşımı” görüşmeleri, gerek Fetih gerek Hamas olmak üzere her iki tarafın da uzlaşmaya dönük isteksizliğine tanıklık etmiş ve dolayısıyla, başarısız olmaya dönük kararlılıklarını kanıtlamıştır. Mevcut politik manzara içinde, uzlaşma gündemi yalnızca her iki parti liderliğinin halka hesap verebilirliğinin sağlanması yoluyla ilerletilebilir.

Beşincisi, son altı ayda meydana gelen hadiseler halk ile yetkililer/yönetici seçkinler, aşağıdan gelen sesler ile sözde liderlikten çıkan sesler arasındaki derin uçurumu görünür kılmıştır. Bu uçurum, mevcut liderliğin eylem ve anlatılarının işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistin halkının taleplerinden ve heveslerinden ne derece uzak olduğunu göstermektedir ki diasporada, sürgünde yahut 1948 bölgelerinde yaşayanların bahsini açmaya bile lüzum yoktur.

Filistin Ulusal Yönetimi Başbakanı Rami el-Hamadallah’ın yakın zamanda Alman DW kanalına verdiği televizyon röportajı veya Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın İsrailli Kanal 2’ye verdiği röportaj, mevzubahis uçurumun dikkat çekici örnekleridir. Başbakanın FUY’a dair fiili gerçeklikleri teslim etme konusunda sergilediği beceriksizlik ve inkâr, başkanın güvenlik işbirliği ve Filistinlilerin şiddetli tabiatına ilişkin tuhaf yorumlarıyla birlikte şunu gösteriyor ki önderlik ve halk neredeyse iki ayrı gezegende yaşamaktadır. Bu gözlem kimseyi şaşırtmamalıdır zira bu, halkı merkeze almayan ve kendini demokratik olmayan ve otoriter pratikler yoluyla ayakta tutan her politik sistemin hususiyetidir.

Altıncısı, bazı gözlemciler gençliğin mevcut öfke dalgasının gelecek yörüngesi içinde silahlı grupların öncü ve etkin bir rol alabileceği yorumunda bulunmaktadır. Gelgelelim, böylesi bir spekülasyon Filistin Ulusal Yönetimi güvenlik güçleri reform projesinin neticelerine ve herhangi bir Filistin ayaklanmasını takiben yapılan geleneksel barış görüşmelerine ilişkin iki hayati konuyu gözden kaçırmaktadır.

2007 sonrası FUY’un devlet inşası projesinin önemli bir öğesi olarak, FUY’un güvenlik bölümüne politik ve mali anlamda öncelik tanınmıştı. FUY’un güvenlik ve silahsızlanma kampanyaları, özellikle de işgal altındaki Batı Şeria’nın “direniş kalelerinde” uygulanmış olanı, silahlı direnişi mücrim kılmayı ve silahlı grupları İsrail askeri işgaline direnmek için kullanacakları altyapı ve araçlardan yoksun bırakmayı hedefliyordu. Bu iki maksatta sağlanan “kısmi başarı” Filistinli siyasal partilerin silahlı kanatlarının askeri rollerini sürdürme kapasiteleri üzerinde doğrudan sonuçlar yaratmıştır. Hayati önemdeki bu sonuç, görünüş itibariyle bariz olmasına karşın, güvenlik odaklı siyaset çevrelerinin çoğunda yeterince kabul görmemektedir.

Gelgelelim, aynı zamanda şunu belirtmek gerekir ki Fetih içindeki sürtüşmeler ve bölgesel dinamikler sebebiyle, “iktidar paylaşımı” çatışmalarının bir sonucu olarak Filistinlilerin kendilerini (kolaylıkla sahneye çıkarılabilecek kaos silahlarının yol açtığı) şiddetli ve kanlı çarpışmalarla başa çıkmaya mecbur bir konumda buluvermeleri mümkündür. Bilhassa ve birincil olarak yine Fetih içinde olan bu çatışmaların “elebaşları” Filistin halkına, onların güvenliğine ve mücadelesine zarar verecek neticeler yaratacak olmasına karşın, kendi dar politik, kişisel ve bölgesel gündemlerine öncelik tanımaktadır.

Son olarak, son otuz yıla ait mevcut deliller çatışma ve ayaklanma döngülerini “barış”  görüşmeleri ve girişimlerinin takip ettiğine işaret etmektedir. Fransız Barış Girişimi hakkındaki mevcut gürültü bunun bir örneğidir. Bu “görünmez” barış girişimi hakkında bilinen pek az şey vardır ancak şurası açıktır ki “barış endüstrisi” sahnesine hükmeden eski oyun kuralları ve aynı başarısız oyuncular yerli yerinde dururken, barışın değişkenleri eskiden başarısızlığa uğramış olanların aynısı olarak kalmaktadır. Bundan ötürü, bu yolu dört gözle beklenecek bir iyimserlik kaynağı değildir. İyimserliğin kaynakları başka yerlerde bulunabilir.

- Dr. Alaa Tartir Al-Shabaka: The Palestinian Policy Network program direktörü ve Graduate Enstitüsü Çatışma, Kalkınma ve Barış İnşası Merkezi’nde post-doktorasını sürdüren bir araştırmacıdır.

Kaynak: Middle East Eye

Link: http://www.middleeasteye.net/columns/palestinian-intifada-six-months-six-observations-1867885210

Çeviri: İntifada Yayınları